48,4284$%-0,00
56,3631€%0,23
65,6408£%0,30
6.869,34%-0,43
11.189,00%-1,61
44.551,00%-1,61
%
฿%
Ξ%
$%
19:19
Haber: Mehmet OFLAZ (ANKARA) – Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında savcılığa verdiği ifadede, soruşturmaya konu edilen Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığı konuşmanın arkasında durduğunu beyan ederek, “Devlet, milletin ortak emanetidir, kamu görevi ise bu emaneti koruma sorumluluğudur. Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum. Üstelik o konuşmada yaptığım tespitler, aradan geçen zamanda yaşanan gelişmelerle güncelliğini korumakla kalmamış, acı tecrübelerle doğrulanmıştır” dedi.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlattığı eski Başbakan Davutoğlu, Ankara Adliyesi’nde soruşturmayı yürüten savcıya yaklaşık 1 saat süreyle ifade verdi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan da Davutoğlu’na destek için adliyeye geldi.Ahmet Davutoğlu, ifadesinde adliyede bulunmasının ve ifade vermeyi kabul etmesinin sebebinin “klasik anlamda bir savunma yapmak olmadığını” beyan etti.Hukuk devletine inancını teyit etmek, adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatmak ve yalnızca kendisini değil; adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için adliyede olduğunu söyleyen Davutoğlu, ifadesinde şunları kaydetti: “Bu soruşturmanın hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle başlatıldığı; cezalandırmaktan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığı kamu vicdanının malumudur. Soruşturmanın açıldığını medyadan öğrenmem, daha sonra ifade vereceğim tarihin de basına sızdırılması, ülkemizde yargı bağımsızlığının içine düşürüldüğü durumu açıkça göstermektedir.”BU YAKLAŞIM CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’YLA BAĞDAŞMAMAKTADIR” Soruşturmayı öğrendiğimde müdafiim derhal savcılıkla temasa geçmiş, oğlumun 12 Eylül’deki düğünü nedeniyle 14 Eylül’de Ankara’ya gelerek ifade vereceğimizi bildirmiş ve bu konuda mutabakat sağlanmıştır. Buna rağmen, kaçma veya delilleri karartma şüphesi bulunmadığı ve soruşturma yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığı halde, 7 Eylül için sözlü talimat verilmiştir. Bu yaklaşım, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü usullerle, hukuki güvenlik ilkesiyle ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır.”2021’DE YAPTIĞIM KONUŞMAMIN ARKASINDAYIM” Soruşturmaya konu edilen konuşma, Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığım ve bugün de her cümlesinin arkasında durduğum siyasi bir konuşmadır. Devlet, milletin ortak emanetidir, kamu görevi ise bu emaneti koruma sorumluluğudur. Benim itirazımın ahlaki ve siyasi kaynağı budur. Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum. Üstelik o konuşmada yaptığım tespitler, aradan geçen zamanda yaşanan gelişmelerle güncelliğini korumakla kalmamış, acı tecrübelerle doğrulanmıştır. Bu gerçekleri dile getirmem hakaret değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı ve bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı sıfatıyla tarihi, ahlaki ve siyasi sorumluluğumdur. Siyasi hayatım boyunca akraba kayırmacılığına, liyakatsizliğe, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına ve yolsuzluğa karşı tavizsiz mücadele verdiğime aziz milletim şahittir.AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırları, sıradan bireylere göre çok daha geniştir. Siyasetçiler, görevlerinin ve kamusal konumlarının gereği olarak sert, sarsıcı, rahatsız edici, hatta incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermek zorundadır.Nitekim Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve siyasi parti genel başkanlığı görevlerinde bulunduğum dönemlerde şahsıma yönelik çok ağır eleştiri ve ifadeler hakkında Cumhuriyet savcılıklarınca verilmiş yüzlerce takipsizlik kararı bulunmaktadır. Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez. Bana yöneltilen sözler ifade özgürlüğü sayılırken, benim siyasi eleştirilerimin suç kabul edilmesi hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz.AİHM’İN ŞORLİ KARARINI HATIRLATTI Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır ve aktif siyasetin içinde, siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafıdır. Bu gerçeklik, TCK’nın 299. maddesi uygulanırken mutlaka dikkate alınmalıdır. Aktif siyasetin tarafı olan bir kişinin siyasi eleştirilere karşı mutlak ve ayrıcalıklı bir ceza hukuku korumasından yararlandırılması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması halinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de siyasi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle Vedat Şorli/Türkiye ile Artun ve Güvener/Türkiye kararlarında, devlet başkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir koruma sağlanmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur.Anayasa Mahkemesinin Bekir Coşkun, Alişan Şahin ve Ergün Poyraz kararlarında da kamu otoritesi kullanan kişilerin daha geniş eleştiri sınırlarına katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik tercihler ve kadro politikaları hakkındaki değerlendirmeler siyasi tartışmanın merkezindedir. Değer yargılarının ispatı istenemeyeceği gibi, kamu yararına ilişkin sert eleştiriler de tek başına hakaret suçunu oluşturmaz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin E. 2020/16982, K. 2022/16062 ve Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin E. 2016/10294, K. 2018/6869 sayılı kararları da siyasi tartışmalarda kullanılan ağır, sarsıcı veya incitici sözlerin, bağlamları içinde siyasi eleştiri ve düşünceyi açıklama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.”HAKARET ETMEDİM, HESAP SORDUM” Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmuyorum. Konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni, öğrenciyi ve her bir vatandaşımızı savunuyorum. Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil, hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum. Sözlerimin arkasındayım. Çünkü bu sözler şahsi bir öfkenin değil; milletin hukukunu, devlet ahlakını ve adaleti koruma iradesinin ifadesidir. Hakaret etmedim, hesap sordum. Aşağılamadım, eleştirdim. Suç işlemedim, anayasal hakkımı ve siyasi sorumluluğumu kullandım.Bugün hakkımda verilecek karar, yalnızca şahsımla ilgili olmayacak, yarın çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına da işaret edecektir. Biz çocuklarımıza korkunun sessizliğini değil, hür düşüncenin cesaretini, keyfiliğin karanlığını değil, hukukun aydınlığını bırakmak zorundayız. Adalet, gücün gölgesinde değil, hukukun ışığında tecelli eder. Hakikat susturulamaz, düşünce hapsedilemez, milletin vicdanı yargılanamaz. Açıkladığım hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçeler doğrultusunda usulü ve zamanlaması siyasi saiklerle hareket edildiğini gösteren bu soruşturma dosyasında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesi uyarınca hakkımda derhal kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep ediyorum.”
1
Gece yarısı tabela değişecek: Benzine zam geliyor
23450 kez okundu
2
Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner adliyeye sevk edildi
21331 kez okundu
3
AK Parti İl Başkanı sahneye çağrılırken anons krizi! Bakan Yardımcısı, anında müdahale etti
1915 kez okundu
4
İran: Lübnan savaşını sonlandırmak için ilerleme kaydedildi
854 kez okundu
5
Polonya ile ticarette yeni hedef 15 milyar dolar
698 kez okundu