DOLAR

48,6719$%0,05

EURO

55,9778%0,28

STERLİN

65,1816£%0,17

GRAM ALTIN

6.774,24%1,57

ÇEYREK ALTIN

11.050,00%1,07

TAM ALTIN

44.044,00%1,07

BİST100

%

BİTCOİN

3716482฿%0.63425

ETHEREUM

118511Ξ%1.23237

TETHER

48.63$%0.0216

İkindi Vakti a 16:18
Ankara HAFİF YAĞMUR 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Domenico Tedesco neden gönderildi?

Domenico Tedesco'nun Fenerbahçe'den sonra Bologna'daki görevinden de alınması İtalya'da ele alındı.

Yazıyı Paylaş

Domenico Tedesco, Fenerbahçe sonrası gittiği Bologna’da da görevden alındı. Son sezonlarda başarılı performanslar gösteren ve İtalya Serie A’da tablonun üst kısmında yer alan Bologna, 4 maçta alınan 1 puanın ardından Tedesco ile yollarını ayırmaya karar verdi. Peki bu erken vedanın arkasında yalnızca kötü sonuçlar mı var yoksa daha fazlası mı? İtalyan köşe yazarı Emmanuele Atturo, Ultimu Uomo’da yayınlanan ‘Tedesco’nun görevden alınması, Bologna için kötü bir işaret’ başlıklı yazısında bu kararın perde arkasını aktardı. “Bologna’nın Domenico Tedesco’yu teknik direktör olarak göreve getirmeyi ilk düşündüğü dönem Eylül 2022’ydi. Sinisa Mihajlovic, altı haftada alınan altı puanın ardından görevden alınmıştı. Bu, Saputo başkanlığı dönemindeki en erken teknik direktör değişikliğiydi. O dönemde Tedesco Belçika ile meşguldü ancak Bologna’nın yaklaşımından etkilenmişti. Geleceğe ilişkin planların netliği, kulübün açık sözlülüğü… O his — işini bilen bir kulüple karşı karşıya olduğu hissi — doğruydu. Bologna kısa süre sonra yakın tarihinin en iyi sezonlarını yaşayacaktı. Domenico Tedesco ise genç ve dahi bir teknik adam olarak başladığı yolculukta, onu büyük bir teknik direktör olamayan bir isme dönüştüren yarım başarısızlıklar sarmalına girecekti. Bunu söylemenin hoş olmadığını biliyorum ancak Tedesco, Bologna’yı çalıştırmayı kabul edebilmek için özgeçmişinin değerinin düşmesini beklemek zorunda kaldı. Göreve geldiğinde, Dalla’ya ve Bologna kültürüne yönelik geleneksel övgülerin de eksik olmadığı basın toplantısında en çok bundan söz etti: Kulübün dürüstlüğünden ne kadar etkilendiğinden. “Bazen hedefler ve belki ayrılabilecek oyuncular konusunda her zaman gerçek söylenmez. Burada ise her zaman büyük bir dürüstlük, net bir fikir ve çok açık hedefler gördüm.” Peki bu açık hedefler neydi? Domenico Tedesco, ligde yalnızca dört hafta ve umutsuz geçen bir transfer yazının ardından görevden alındı. Son maçta cezalı olduğu için kulübede aslında sadece üç karşılaşmada yer aldı. Bologna bu dört maçta yalnızca bir puan topladı. Fikstür de kolay değildi: Lazio, Atalanta, Sassuolo ve Napoli. İki güçlü takım ve formda iki takım. Bologna için bu başlangıç; yeni bir projeyi, yurt dışından gelen ve zaten beraberinde belirli ölçüde şüphe taşıyan bir teknik direktörü sorgulatabilecek kusursuz bir kâbus başlangıcı gibi göründü. Zorlu rakipler, talihsiz maçlar ve baskı arttıkça daha görünür hale gelen teknik ve taktik eksikler… Bologna bu maçlarda nasıl oynadı? Kırılgan ve pek çok eksiği olan bir takım görüntüsü verdi ancak oldukça iyi şeyler de gösterdi. Napoli maçı dışında bu kısa seride oynadığı hiçbir karşılaşmada açık biçimde yenilgiyi hak etmedi. Bu dört maçın her birinde küçük bir ayrıntı, isabetli bir şut ya da lehlerine gelişecek tek bir pozisyon, sonucun anlamını tamamen değiştirebilirdi. Napoli karşısında Theate’ın birkaç santimetreyle ofsayta takılan kafa vuruşu geçerli sayılsaydı? Ligin ilk maçında Mandas, Odgaard’ın kafa vuruşunda o inanılmaz kurtarışı yapmasaydı? Bologna-Atalanta maçının son saniyesindeki son şutta Skorupski topu adeta kendi kalesine göndermeseydi? Sezonun en ağır, en acımasız ve en haksız yenilgisiydi. Olumlu anlamda bir dönüm noktası olabilirdi; olumsuz anlamda oldu. Bologna’nın yaşadığı sorunların tamamen tesadüften kaynaklandığını söylemiyorum. Takım karmaşık bir taktik geçiş süreci yaşadı. Italiano’dan Tedesco’ya geçiş, devamlılık işareti taşıyordu ancak küçümsenemeyecek farklılıklar vardı. Tedesco daha az doğrudan, daha fazla pas oyununa dayanan bir futbol anlayışına sahip. Oyun kurulumunda orta saha oyuncularını daha çok kullanıyor, temponun yönetilmesini istiyor, takımı ileri taşımak için santrforlardan daha az yararlanıyor ve topsuz oyunda daha az tavizsiz bir yaklaşım benimsiyor. Takımları savunmada üçlü dizilmeyi tercih ediyor ve savunmanın önünde çok fazla topla buluşan bir oyun kurucuyu yoğun biçimde kullanıyor. Bologna’nın zor bir denge bulması gerekiyordu. Tedesco da bu sorunları kabul etmişti: “Daha kötü oynadığımız zaman en azından yoğun oynuyoruz, tersi de geçerli. Yoğun olduğumuzda topa sahip olma konusunda bir şeyler kaybediyoruz. Bizim sorunumuz bu.” Ortaya çıkan izlenim şu: Tedesco topla hızlı oynayan bir takım kurmak istiyordu ancak karşısında sadece topsuzken hızlı olan bir takım buldu. Bu fikirleri kısa sürede aktaracak kadar başarılı olamadı ama transfer piyasası da bu geçişe kesinlikle yardımcı olmadı. Hatta transfer dönemi Bologna’ya hiçbir şekilde yardımcı olmadı. Ne yeni bir Bologna kuruldu ne de eski Bologna korunabildi. Takım sezon başlamadan önce bütün omurgasını kaybetti: Savunmada Lucumì, orta sahada Freuler ve hücumda Castro. Daha sonra geçen sezonun ikinci yarısındaki en iyi oyuncusunu, geleceğin üzerine inşa edilebileceği düşünülen ismi de kaybetti: Jonathan Rowe. Forvet oyuncusu transfer döneminin son saatlerinde, istemeyerek de olsa satıldı. Ancak Atalanta’nın sunduğu rakam sanki reddedilemeyecek seviyedeydi. Rowe’un satılması zor bir transfer dönemini adeta bir tasfiye dönemine çevirdi. Evet, kulüp yatırım yaptı. Ancak bunu ya kafa karıştırıcı hamlelerle ya da biraz fazla uzak geleceğe yönelik transferlerle gerçekleştirdi. Kafa karıştırıcı hamleler arasında Roberto Piccoli ve satın alma opsiyonuyla kiralanan Artem Dovbyk vardı. İlgi çekici olan ancak hemen her şeyi kendisinden bekleyemeyeceğiniz isimler arasında Marco Libra bulunuyordu. Bir de tamamen soru işareti olan transferler vardı: İlgi çekici oyuncular olsalar da takımı gerçekten geliştirecek gibi görünmeyen Alhassane, Mbangula ve Enem. Bologna’nın transfer dönemindeki asıl sorun, gelen ya da ayrılan oyunculardan çok gelmeyen oyunculardı: Güvenilir bir kaleci, güvenilir bir oyun kurucu, dörtlü savunmada pozisyon okumaları iyi olan bir stoper, dinamik ve hızlanma özelliği bulunan bir merkez orta saha ve bir santrfor. Tam anlamıyla bir santrfor. Hayatının en zor döneminden çıkıp gelmeyen bir santrfor. Transfer döneminin ardından düzenlediği basın toplantısında CEO Fenucci yaşanan sıkıntıları aşağı yukarı kabul etti. Neredeyse açıkça tasarruf yapılması gerektiğinden söz etti: “Bu sezonun başında küçümsenmeyecek bir sorunla karşı karşıya kaldık. Çünkü Avrupa kupalarından elde edilen gelirler olmadan takımın maliyeti çok yüksekti: 85 milyon gelir karşılığında 145 milyon avro gider. Kulüple birlikte yaklaşık 15 milyon avroluk bir müdahale yapılmasına zaten karar vermiştik. Ardından elbette ekonomik açığı kapatmak için bazı satışlar gerçekleştirme fikri vardı ancak bunu kadronun rekabet gücüne zarar vermeden yapmak istiyorduk.” Fenucci’ye göre satışlar bu mantık doğrultusunda gerçekleştirildi. Rowe hariç hepsi. Fenucci, rekabetçi kalabilmenin “sürdürülebilir” bir yolundan söz ederken Bologna’nın bu sezon iddialı bir sezon hedefleyemeyeceğini neredeyse kabul etmiş oldu. Transfer işlemlerinin bilançodaki pozitif sonucu 78 milyon avroydu. Bologna’nın transfer dönemini pozitif bilançoyla kapattığı ilk dönem değildi. Geçen yıl ve iki yıl önce de aynısı olmuştu. Ancak bu yıl — en azından şimdilik — eksik kalan şey teknik projenin tutarlılığı ve belki de transfer piyasasındaki bazı sezgisel hamlelerdi. Bologna’nın son yıllarda büyümesini sağlayan iki temel unsur da tam olarak bunlardı. Bologna, pozitif xG farkına sahip takımların oluşturduğu üst yarının içinde bulunuyor. Bunun temel nedeni savunma performansı. Bologna’nın rakiplerine verdiği pozisyonların tehlike seviyesine oranla daha fazla gol yemesinin nedenlerinden biri de uzun süredir bilinen kaleci problemi. Bu şartlar altında Domenico Tedesco için çalışmak kolay değildi. Teknik direktör Bologna için uygun formülü bulmaya çalışırken adeta kafasını duvara vuruyor gibiydi. Takım orta sahada inanılmaz derecede yavaş ve kalite açısından yetersizdi. Bu nedenle teknik direktörün fikri Federico Bernardeschi’yi merkez orta sahaya çekmekti. Böylece Orsolini ile yaşanan pozisyon çakışmasını da çözmüş olacaktı. Bernardeschi başlangıçta buna açık görünüyordu: “Bunu biraz birlikte değerlendiriyoruz. Hocanın benden ne istediğini anlamaya çalışıyorum ve bunu en iyi şekilde uygulamaya çalışıyorum.” Ancak Serie A’daki ilk maçın oynanacağı haftada Bernardeschi’nin bu rolü reddettiği anlaşılıyor. Tedesco, Lazio maçından sonra konuyla açıkça ilgili konuştu. Merkez orta saha ihtimalinin kapanmadığını ancak Bernardeschi’nin kendisine şunu söylediğini aktardı: “Bernardeschi bana kanatta oynamayı tercih ettiğini söyledi. Geniş alana çıkmayı seviyor ve bunun böyle olması doğru. Bunu yapabilecek özellikleri var, kendisini rahat hissetmesi gerekiyor.” Bunun üzerine Tedesco, takımın kesinlikle daha iyi bildiği ancak oldukça karmaşık görünen 4-2-3-1 sistemine geri döndü. Bunlar teknik direktör ile soyunma odası ve belki de takımın deneyimli isimleri arasındaki ilişkinin bozulduğunun işaretleri miydi? Şu sıralar Bologna’da en çok öne çıkan açıklama bu. Bu görüşe göre Tedesco sahadaki nedenlerden dolayı değil, soyunma odasındaki sorunlar nedeniyle görevden alındı. Takımın “ağabeyleri” olarak görülen oyuncu grubunu karşısına aldığı iddia ediliyor. Kamuoyunun bir bölümü de geçen sezonu oldukça sönük geçirdiklerini düşündüğü bu oyunculara zaten tepkili. Başka bir görüşe göre ise Tedesco ile kulüp arasında doğrudan transfer politikası nedeniyle bir tartışma yaşandı. Oysa Tedesco, kulübün kendisine karşı ne kadar açık sözlü davrandığını özellikle anlatmış ve tasarruf planlarından haberdar olduğunu ima etmişti. Belki de bu süreçte beklentileri arttı? Bu teoriler bir histen doğuyor: Bir teknik direktör yalnızca dört hafta sonunda görevden alınamaz. Puan durumu ya da performans konusunda, daha yalnızca birkaç ay önce benimsenmiş bir teknik projeden vazgeçecek kadar büyük bir endişe oluşmuş olamaz. Bologna performans açısından hiçbir zaman tamamen çökmedi. Aşamalı bir gerileme yaşandı ancak bu yine de alarm verecek ölçüde değildi. Bu karar kulüp yönetiminin çalışma şekli açısından da sıra dışıydı. Yönetim genellikle son derece ihtiyatlı ve dikkatli hareket ediyor; aynı anda birden fazla teknik direktöre maaş ödemeye isteksiz davranıyor ve teknik adamlara zaman tanımaya yatkın oluyor. Filippo Inzaghi, takım yalnızca iki maç kazanmış ve küme düşmenin eşiğine gelmiş olmasına rağmen Serie A’nın 21. haftasına kadar görevde kalmıştı. Donadoni ve Mihajlovic de sonuçlardaki istikrarsızlıklara ve takımın kendi sınırlarının ötesine geçemeyeceğine dair üzücü farkındalığa rağmen uzun süre görevlerini sürdürmüştü. Saputo dönemindeki Bologna her zaman temkinli ve istikrarlı bir kulüp oldu. Son yıllarda buna bir de oldukça vizyoner bir yaklaşım eklendi. Örnek bir modeldi. Modern futbolda yalnızca İtalya’da değil, genel anlamda en zor başarılardan birini gerçekleştirebilen bir kulüp oldu: Lig hiyerarşisinde yukarı doğru tırmanmak. Bologna yeniden Avrupa’ya döndü, İtalya Kupası’nı kazandı ve Şampiyonlar Ligi’nde oynadı. Bu başarıların başrolünde sadece futbolcular değil, özellikle hazırlıklı ve verdiği kararların neredeyse tamamında isabet sağlayan bir yönetim ekibi vardı. Serie A’nın gerilediği bu yıllarda Bologna parlak bir örnek olmuştu. Tedesco’nun görevden alınması ise en azından şimdilik kulübün büyüme dönemini sembolik olarak sona erdiriyor gibi görünüyor. Bunun nedeni yalnızca teslimiyetçi bir transfer dönemi değil. Aynı zamanda aceleye getirilmiş ve yaklaşık verilmiş gibi görünen, her durumda kontrolün azaldığı bir ortamın ürünü olan bir karar. Kontrolün nerede kaybolduğu belli değil: Soyunma odasında mı, kulüp yönetiminde mi? Ancak ortaya çıkan görüntü, son yıllardaki Bologna’ya hiç ait olmayan bir karmaşa görüntüsü. Tedesco yüzü çökmüş ama gülümseyerek ayrıldı. Gözleri kızarmıştı, gözlerinin altında morluklar vardı ama ses tonu, bunların futbolda yaşanabilecek şeyler olduğunun bilincindeki birinin güvenini taşıyordu. Arabada verdiği son röportajda: “Futbol böyle.” dedi. Onun açısından oldukça ağır bir görevden alma. Beklentilerini bir kez daha aşağı çekmek zorunda kalacak. Belçika’da ya da Fenerbahçe’de olduğu gibi yine tuhaf bir ayrılık. Oralarda kötüydü ama çok kötü değildi. Her zaman her şeyi düzeltmek için çok az şeyin yeterli olacağı hissi vardı. Bazı futbolcularda olduğu gibi teknik direktörlerde de bazen yalnızca küçük ayrıntıların bir kariyerin yönünü tamamen değiştirmeye yetebileceği düşüncesi… Taraftarlar bu kadar sakin, ortalama bir teknik direktöre göre daha kültürlü, sıcak ve empatik bir adama neredeyse bağlanmıştı. Belki birkaç maç daha beklemeye de hazırdılar. Ancak onları asıl endişelendiren görevden alınmanın kendisinden çok, bu karara yol açan karmaşa. Şimdi Bologna’yı içeriden kemiren şeyin ne olduğunu merak ediyorlar.”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Lionel Messi’den bir rekor daha: 48 kupaya ulaştı

HIZLI YORUM YAP