DOLAR

48,8369$%0,11

EURO

55,6892%-0,34

STERLİN

64,7933£%-0,46

GRAM ALTIN

6.735,38%-1,46

ÇEYREK ALTIN

11.011,00%-1,37

TAM ALTIN

43.903,00%-1,37

BİST100

%

BİTCOİN

฿%

ETHEREUM

Ξ%

TETHER

$%

Akşam Vakti a 18:53
Ankara HAFİF YAĞMUR 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Tcg Haber
  • Gündem
  • Dervişoğlu: “Olağan seçime üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa, bu meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar”

Dervişoğlu: “Olağan seçime üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa, bu meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden aday olmasına yönelik açıklamalara ilişkin, "Muhtemel seçim takvimi 7 Mayıs 2028. Bundan 3 hafta önceye alınmış seçimi, yenilenmiş seçim olarak tanımlıyorlar. TBMM'de 360 milletvekiliyle bu kararı alırsa Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kere daha aday olabileceğinden bahsediyorlar. Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar" dedi.

Yazıyı Paylaş

(ANKARA) – İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasına yönelik açıklamalara ilişkin, “Muhtemel seçim takvimi 7 Mayıs 2028. Bundan 3 hafta önceye alınmış seçimi, yenilenmiş seçim olarak tanımlıyorlar. TBMM’de 360 milletvekiliyle bu kararı alırsa Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kere daha aday olabileceğinden bahsediyorlar. Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar” dedi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun gündeme dair sorularını yanıtladı. Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde gerçekleşen saldırıya değinen Dervişoğlu, şunları söyledi: “Bu konunun çok kapsamlı bir biçimde ele alınması gerekiyor. Okullarımızda bir yıl içinde üçüncü defa gerçekleşen bir saldırı. Yürek yakan bir durum. Çocukların bu hale nasıl geldiğinin düşünülmesi gerekiyor. Konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar yapılıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de konuyla ilgili bir araştırma komisyonu oluşturuldu. Eğitimde bu yıl ektiklerinizi önümüzdeki dönemde biçersiniz. Türkiye’de 25 yıldır iş başında bulunan bir iktidar var. Bu zamana kadar uyguladıkları eğitim politikalarının sonuçları da bunlar.”ÖĞRENCİLER, ÖĞRETMENLER VE AİLELER ENDİŞELİ” Okullardaki bu hazin gelişmeleri kendi öğrencilik yıllarıma dönerek değerlendireyim. Çocukların okullara aidiyeti, öğretmenlerine bağlılıkları yok. Dediğim gibi kendi döneminizde ektiklerinizi bir nesil sonra biçmeye başlıyorsunuz. Bu durum yanlış uygulamaların doğal bir sonucu. Son derece ciddi öğretmen açıkları var. Özellikle psikolojik danışmanlık işlemiyor. Rehber öğretmenlikler boş, sınıf öğretmenlikleri boş. Çocukların okula olan aidiyetleri de bu sebeple temin edilemiyor. Dolayısıyla bu kabul sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz. Toplumun her alanındaki çürümüşlük bu kabil olaylarla karşı karşıya kalmamızda vesile olabilecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Ciddi tedbir alınması icap eden bir konu. Öğrenciler endişeli, öğretmenler endişeli, veliler aileler endişeli. Bu kötü gidişatın ortadan kaldırılması için de alınması gereken acil tedbirler var. Öncelikle öğrencilerin okullarına olan aidiyetlerini arttırabilecek düzenlemelere ihtiyaç var. Boş öğretmenliklerin, özellikle rehberlik alanındaki psikolojik danışmanlık alanındaki boşluklarının zaman kaybetmeden dondurulması gerekiyor.””BİR KAÇ BİN LİRALIK PARA ALIŞVERİŞİNİ TAKİP EDEN DEVLET BORSADA BÜYÜK SOYGUNU ISKALAMIŞTIR” Fon vurgununa dair görüşleri sorulan Dervişoğlu, şunları kaydetti: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki bütçe görüşmeleri sırasında Hazine ve Maliye Bakanı borsada spekülasyon olduğunu kabul etmişti. Üzerinden 9-10 aylık bir zaman geçti fakat bu zamana kadar hiçbir adım atılmadı. Türkiye’yi yönetenler borsada spekülasyon olduğunu bu skandal ortaya çıkmadan çok önce biliyorlardı ama herhangi bir tedbir geliştirilmedi. Aslında tedbir alınmayışının sebebinin üzerinde durmak gerekir. Şimdi ‘Ucu nereye giderse gitsin’ diyorlar. Takip edilmesi de gerekiyormuş. Yani ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil. Kaç milyar dolar kaybettik, kaç kişi mağdur oldu diyerek bize bu işin muhasebesini yaptırıyorlar. Oysa fonların dışarıya kapalı olduğu dönemde içeride fonu büyüten, o fondan beslenen, hisse senetleri üzerinden haricen spekülasyonu yapan bir sürü insan aleni bir biçimde ortadayken; görünen ve anlaşılan odur ki devlet büyük bir ihmal göstererek meseleye zamanında el koymamıştır. Sizle benim aramdaki birkaç bin liralık para alışverişini takip eden devlet, borsadaki bu soygunu ıskalamıştır. Aslında ıskalanmıştır diye de anlatılmaz. Bunun arkasındaki maksadın, bundan kimlerin hangi menfaatleri temin ettiğinin çok net bir biçimde ortaya koyulması gerekir. Ayrıca bunların hiçbiri sır değil. Hangi kişi, hangi fondan, nasıl yararlandı; hangi hisse senedini ederinin üzerinde değerlendirmek suretiyle manipülasyonlarla bu kabul spekülatif işlerin yaşama geçirilmesine katkı sağladı? Bunların tamamının tespiti mümkün.””BU İŞİN NERESİNDE SİYASETÇİLER VAR” Dervişoğlu, şöyle devam etti: “Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu. Muhalefete ve medyaya boş yere muhasebecilik yaptırmasınlar. Bu fonlardan kimler beslendi? Bunun ucu nereye gidiyor? Bunun neresinde siyasetçiler var? Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum. Saklanacak bir şey de değil. Saklayamazlar da. Mesele son derece somut bir biçimde ortada. ‘Haberimiz yoktu’ diyebilme şansına da sahip değiller. Denetleyici kurumlarda, Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu’nda ve başka kurullarda vazifelendirilmiş insanlar tek imzayla atanmış insanlar. Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygununu görmezden gelenler kimler, onların da isimlerinin açık bir biçimde ortaya çıkarılması gerekiyor.”SEBEP OLANLARIN DA HESAP VERMESİ GEREKLİ” Ucunun dayanacağı yer aslında belli. Bu kurullarda ehil kişiler görevlendirilmiyor. Partizanlık yapılıyor, nepotizm uygulanıyor. Ehil insanlar yerine partizan kişilikler birtakım makamları işgal ediyor. Sonra da onları bu makamlara atayan kişiler ‘ucu nereye varırsa varsın’ diyerek başlattıkları soruşturmadan dem vuruyorlar. Ben sebep olanların da hesap vermesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar rahat bir soygun yapılamaz… Cumhurbaşkanı’nın özellikle bu sistem yaşama geçtiği andan itibaren atmış olduğu adımlar, atmış olduğu imzalar, yapmış olduğu atamalar kendisinin sorgulanmasına vesile olabilecek nitelikte. Türkiye’de sorunların çözülebilmesi için kişiyi ve kafayı değiştirmek gerekiyor.”Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin ortak sayıda üye verebileceği bir komisyon kurulması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, “Eğitim alanında olan, kadın cinayetlerinde gözlemlediğimiz şiddet ortamı, yolsuzluk, talan, vurgun, soygun; bütün bunların tamamı her geçen gün tek adamlığa evrilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yaşama geçirildikten sonra kendini hissettirmeye başladı. Dolayısıyla layıkıyla denetim yapılamıyor, layıkıyla planlama yapılamıyor, layıkıyla programlama yapılamıyor. Her şey bir tek kişinin ve onun uzantılarının iki dudağının arasından çıkacak söze ve kaleminden çıkacak imzaya bağlı oluyor. Ama bu iş hesapsız kalmaz. Bazı konularla ilgili söylüyorum ya; ihanetin zaman aşımı yoktur” dedi.”TÜRKİYE’Yİ LÜBNANLAŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR CUMHURİYETİN ALTYAPISINI TANIMIYORLAR” Süreç kapsamında Türkiye’nin bölge coğrafyasındaki etkisinin büyüyeceği yönündeki değerlendirmeleri sorulan Dervişoğlu, “Türk vatanından parça kopararak federasyonlar ve konfederasyonlar oluşturmaya çalışanlar; eşit vatandaşlık diyerek sanki yurttaşların eşitliği ilkesinin doğru uygulanmadığından bahisle; kimlik tanımının, vatandaşlık tanımının, Türklük tanımının yeniden ele alınmasını arzulayanlar; etnik ve mezhepsel farklılıklardan yeni bir Lübnan yaratmaya çalışanlar Cumhuriyet’in altyapısını tanımlıyorlar… Üniter devletler büyüme istidadı sergilemeye başladıkları andan itibaren küçülmeye mahküm olduklarını görürler. Dolayısıyla yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmış adımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor. Sömürge valisi olarak tanımlanan kişi de zaten Türkiye’ye bir imparatorluk bakiyesi olması münasebetiyle demokrasiyi çok gören, monarşiye daha yakın hatta müşfik monarşiyle yönetilmesi gereken, üniter devlet anlayışının terk edilmesini gerekli gören bir bakış açısıyla değerlendiriyor” dedi.”ANAYASA GÖRE GİTMESİ GEREKEN ERDOĞAN’DIR” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olası yeniden Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin soru üzerine Dervişoğlu, “Anayasa, ‘Cumhurbaşkanı iki defadan fazla seçilemez’ diyor. Kısmi değişiklik yaptılar ve buna yeni anayasa muamelesi yapmak suretiyle Sayın Erdoğan’ı iki defa seçilebilirken üç defa seçilir hale getirdiler. Şimdi de dördüncü defa seçilmesini mümkün kılabilecek siyasi manevra arayışlarının içerisindeler. Ayrıca muhalefet de bu duruma zaman zaman çanak tutmuştur. ‘Erdoğan’ı yenerek göndereceğiz’ demek suretiyle siyaseti bir arenaya, siyasetçiyi de bir gladyatöre dönüştürmeye hizmet edilmiştir. Bazı alanlarda böyle bir iştah oluşmuştur. Aslına bakarsanız bu anayasa göre gitmesi gereken Sayın Erdoğan’dır. Ben bunu bir siyasi muhalif olarak söylemiyorum. Çünkü anayasaların asıl vasfı, vatandaşı devlete karşı korumaktır. Vatandaşı devlete karşı korumak için de iktidarlara sınırlı bir dönemde görev verilir. Görev müddetinin sona ermesi halinde de seçim yapılmak suretiyle milli iradenin gerçekleşmesinin önü açılır. Şimdi Türkiye’de yapılan uygulamalar, Anayasa üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan manevraların tamamı; milli iradenin hakim kılınmasından ziyade Sayın Erdoğan’ın bir kere daha cumhurbaşkanlığına seçilmesinin önünü açmaya yöneliktir. Bu son derece yanıştır” diye konuştu. ERDOĞAN’IN TEKRAR ADAY OLMASI… Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçim takvimine dair açıklamasına değinen Dervişoğlu, “16 Nisan 2028 diye bir takvim vermiş. Muhtemel seçim takvimi 7 Mayıs 2028. Bundan 3 hafta önceye alınmış seçimi, yenilenmiş seçim olarak tanımlıyorlar. TBMM’de 360 milletvekiliyle bu kararı alırsa Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kere daha aday olabileceğinden bahsediyorlar. Bir haftanın dahi yeterli olacağını söyleyenler var. Ama bu Anayasa’ya, o maddenin neden koyulduğunu doğru düşünmek gerekir. Bu madde cumhurbaşkanının haklarını korumak için koyulmuştur. Biz seçimlerimizi eş zamanlı yapıyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri aynı anda oluyor. Bir cumhurbaşkanı 50+1’i alarak cumhurbaşkanı olabilir ama TBMM’de kanun çıkarma yetkisini elde edemeyebilir. Böyle bir durumda, cumhurbaşkanının görev müddetinin başında bir siyasi tıkanıklık olursa cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir diyerek onun hakları korunmuştur. Şimdi arkadaşlar ‘Erken seçim yapmak suretiyle Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığını mümkün kılacağız’ diyor, görev müddetinin başında yapılması gereken şeyi görev müddeti tamamlandıktan sonra bir hak olarak kendisine sunuyorlar. Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar” dedi. “YAPILMASI GEREKEN BU SİSTEMDEN VE BU UYGULAMA BİÇİMİNDEN KURTULMAKTIR” Cumhurbaşkanlığı için ortak bir aday belirlenebileceği gibi partilerin kendi adaylarıyla da seçime girebileceğini söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye’de üzerinde hem fikir olunabilecek aday portreleri vardır. O adayların da elbette ki bir stratejileri vardır. O adayların ismi üzerinden yaşama geçirilen spekülasyonların, o kişiliklere zarar vereceği endişesinden hareket etmek üzere kelimelerimi tartarak kullanmak mecburiyetindeyim. Bir adayın kendisi, adaylığını açıklamadıktan sonra birilerini aday diye sunmanın hangi sonuçları beraberinde getirdiğini Ekrem İmamoğlu meselesinde yaşadık. Şimdi de bana gittiğim her programda ‘Aday olur musunuz’ diye soruyorlar. Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız. Ben bunu defalarca söyledim ama şu anda yapılması gereken şey, bu sistemden ve bu uygulama biçiminden kurtulmaktır” dedi.”KAZANACAK KİŞİ OLMASI GEREKİR” Aday profilinin nasıl biri olması gerektiği sorulan Dervişoğlu, “Bir kere o kişinin toplumsal kabulü olmalı. Bu kabul bütün siyasi partiler tarafından da desteklenmelidir. Ayrıca bu kişi, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilecek demokratik geleneklere sahip olmalıdır. Ülkeyi yönetebilecek yeterlilikte olduğunun toplum tarafından kabul edilmesi de gerekir. Devlet ciddiyetini geri getirebilecek yeterlilikte olduğunun gözlemlenmesi lazım. Ayağa düşürülmüş devlet ayağa kaldırılacak, sürünmeye mahküm edilmiş bir milleti de yeniden diriltebilecek karakterim timsali olması gerekir. Yola çıktığı zaman da kazanacak kişi olması gerekir” diye ekledi.İYİ Partili Lideri Müsavat Dervişoğlu, Demirtaş’ın durumuna ilişkin soru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlara uyulması gerektiğini söyledi. Ayrıca benzer durumda olan Can Atalay ve diğerlerinin de mahkeme kararlarına uygun şekilde davranılması gerektiğine dikkat çeken Dervişoğlu, “Bunların tutukluluk hallerinin tartışıldığı bir Türkiye’de; binlerce evladımızın katili ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün statü arayışlarıyla anılması, ceza ve infaz kuralları çiğnenerek ona farklı yerleşkeler yaratılmaya çalışılması, daha da ileriye giderek kamu haklarından men edilmiş birisine devlet katında görevler aranması karşı karşıya bulunduğumuz garabetin önemli örneklerinden biridir” diye konuştu.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Şırnak Cizre’de taşımalı eğitim güvenliği için koordinasyon toplantısı düzenlendi

HIZLI YORUM YAP