49,1175$%0,10
55,3197€%0,05
65,0976£%0,42
6.635,66%0,65
10.875,00%0,33
43.359,00%0,33
%
฿%
Ξ%
$%
05:16
Haber : Burcu Özkaya GÜNAYDIN (ADANA) – 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Uluslararası Uzun Metraj Yarışması finalisti olarak izleyiciyle buluşan Karanlıkta Islık Çalanlar, bir orta sınıf Ankara ailesinin kapalı kapıları ardındaki çalkantılı dünyasına odaklanıyor. Birbirinden farklı dünya görüşlerine, hayallere ve çatışmalara sahip üç aile ferdinin aynı çatı altında var olma mücadelesini perdeye yansıtan yapım, toplumsal beklentiler, jenerasyonel sıkışmışlıklar ve bireysel dönüşüm arasındaki ince çizgiyi sorguluyor. Festival yolculuğunu ulusal ve uluslararası alanda başarıyla sürdüren ve son olarak 33’ncü Adana Altın Koza Film Festivali’nde Uluslararası Uzun Metraj Yarışması finalisti olarak seyirciyle buluşan film, izleyiciyi bir orta sınıf Ankara ailesinin kapalı kapıları ardına davet ediyor. Filmin yönetmeni Pınar Yorgancıoğlu ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Filminiz yurt içi ve yurt dışındaki festival yolculuğuna tempolu bir şekilde devam ediyor. Şimdiye kadar hangi festivallerde izleyiciyle buluştu, önümüzdeki duraklar nereler: “Dünya prömiyerini Hindistan’daki IFFI Goa Film Festivali’nde gerçekleştirdik. Ardından Türkiye’de İstanbul Film Festivali’nde gösterildik. Uluslararası rotada San Francisco, Shanghai ve Batum Uluslararası Arthouse Film Festivali yer aldı. Son olarak Hamburg Film Festivali’ndeydik. Önümüzdeki süreçte ise Saint Louis ve São Paulo film festivallerinde izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyoruz.”Filmde bir orta sınıf Ankara ailesinin son derece gerçekçi ve tanıdık ev yaşamını izliyoruz. Birbirinden oldukça farklı üç karakterin hayat mücadelesi öne çıkıyor. Neden böyle bir aile hikayesi anlatmak istediniz: “Yola çıkarken zihnimde bir aile filmi yapıyorum fikri yoktu ta ki film tamamlanıp sinopsisler yazılırken aile kelimesi sıklıkla zikredilene kadar. Benim asıl odaklandığım mesele, bir arada barınması zor, üç ayrı karakterin hikayesiydi. Aralarında güçlü bir sevgi bağı olan ancak bir aradayken birbirinin alanına müdahale eden, mecburen aynı çatı altında yaşayan insanların dinamikleri ilgimi çekiyordu. Bir insan büyüyüp değişirken, ait olduğu gruba olan manevi borçlarını ödemeye ve bağlarını korumaya devam edebilir mi? Temel motivasyonum bu soruya yanıt aramaktı.”Değişim ve aidiyet vurgusu anlatıda belirgin. İnsanların büyüme sancılarını ve ilişkilerin bu yöndeki dönüşümünü nasıl ele aldınız: “Sevdiğimiz insanların değişmesini pek istemeyiz; çünkü insan büyürken yılanın derisini atması gibi bir kabuk değiştirir. O atılan derinin bir parçası olmaktan korktuğumuz için karşımızdakini hep aynı tutmaya çalışırız. Fakat insan kaçınılmaz olarak büyümeye ve dönüşmeye devam eder. Bu durumun ilişkileri nasıl etkilediği, ilişkinin zamana direnip dönüşüp dönüşemediği ya da birilerinin geride kalıp kalmadığı meselesi benim her zaman üzerine düşündüğüm bir konuydu.”Karakterlerin bu çatışmaları izleyicide nasıl bir karşılık buldu? Senaryodan beyaz perdeye uzanan süreçte nasıl geri dönüşler aldınız: “Senaryo aşamasında bile set ekibinden oyunculara, ışık teknisyeninden çay molasındaki çalışanlara kadar herkes kendi ailesinden ve ilişkilerinden parçalar bulduğunu söyledi. İnsanlar kapalı kapılar ardındaki hikayelerini paylaşma ihtiyacı duydu. Jenerasyonel olarak Y kuşağı Toprak ile, farklı yaş gruplarından kadınlar ise Suzan ile güçlü bir bağ kurdu. Suzan da Toprak da oldukça köşeli karakterler; ancak zırhlarındaki çatlaklardan kırılganlıkları görününce izleyici onlarda tanıdık bir şeyler yakalayabildi.”Suzan karakteri ailenin tüm düzenini sağlayan, uygulayıcı yükü taşıyan ama bu yorgunluk nedeniyle sertleşebilen bir figür. Bu tür karakterler aile ya da ait olduğu grup içinde yargılanır mı: “Bir evde toparlayıcılık ve organizasyon yükünü üstlenen insanlar genelde sevilmez. O işlerin peşinde koşmak, düzeni sağlamak kimsenin bayılarak yaptığı bir şey değil. Gün boyunca her şeyi derleyip toplamanın getirdiği ciddi bir zihinsel ve fiziksel yorgunluk var; bu durum da doğal olarak kişinin tahammül seviyesini düşürüyor. Arkada hep, bir gün her şeyi bırakıp gideceğim, herkes başının çaresine baksın, hayali durur. Kadın izleyicilerin Suzan’ı ve onun hissettiği bu yorgunluğu çok derin bir yerden anladığını düşünüyorum.”Suzan bir taraftan da bulunduğu statüyü iyileştirmek, ailesi ve kızı için daha iyi imkanlar elde etmek istiyor. Toplumda orta sınıfın sınıf atlama çabasının negatif algılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz: “Orta sınıfın daha iyi koşullara ulaşma çabasının ve hayallerinin hor görülmesi oldukça sınıfsal ve politik bir durum. Suzan’ın yaklaşımı lüks bir hayata kavuşmaktan ziyade, içinde bulundukları basiretsiz ve kısıtlı koşullardan kurtulma çabası. Kızı için, ailesi için mevcut imkanları ve çevre ağlarını zorlamak istiyor. Bu nedenle ben Suzan karakterini yazarken ona yargılayıcı bir yerden bakmadım; aksine onun haklı gerekçelerini görünür kılmaya çalıştım.”Toprak karakterine gelirsek; iyi eğitimli, dil bilen ama bir nevi ev genci konumunda kalmış bir yazar adayı görüyoruz. Toprak’ın bu arafta kalmışlık hali ve kendini var etme çabası hakkında ne söylersiniz: “Toprak yazmayı seviyor ve dünyayla iletişim kurma biçimi de bunun üzerine kurulu. Dışarıdan bakıldığında sivri ve mesafeli görünse de yazdıkları üzerinden kendini ve kırılgan yönlerini ifade ediyor. Aslında Toprak zaten bir yazar; mesleğini icra ediyor ama henüz ürettiği işi satabilmiş değil. İçinde bulunduğu yalnızlıktan ve sıkışmışlıktan kurtulmak için adeta yazdığı kitabı bir şişeye koyup denize salıyor; birinin o mesajı bulmasını ve onunla gerçek bir temas kurmasını hayal ediyor.”Aslında Toprak’ın yaşadığı bu arafta kalma hali sadece bireysel bir tercih değil; Y kuşağının, hatta günümüz insanının genel bir sistem sorunu. Filmde bir yandan bu toplumsal ve sınıfsal sıkışmışlığı izlerken, diğer yandan karakterlerin birbirine tutunma çabasını görüyoruz. Siz filmi kurgularken bu bireysel çıkmazlar ile sistemsel baskı arasındaki dengeyi tematik olarak nasıl kurdunuz: “Filmin özünde aslında tam olarak bu var: Sistemin bize dayattığı roller ile kendi hayallerimiz arasındaki o görünmez gerilim. Karakterler bir yandan hayatın akışındaki o gündelik ritmi ve sorumlulukları sürdürmeye çalışırken, bir yandan da kendi varoluşlarını anlamlandırma derdindeler. Ne tamamen vazgeçip kendilerini sisteme teslim ediyorlar ne de tamamen kopup gidebiliyorlar. O yüzden film aslında tek bir karakterin değil, günümüz insanının ait olma ile özgürleşme arasında sıkışıp kaldığı o ortak arafın bir resmi.”Filmin dikkat çeken ve akılda kalan bir ismi var; Karanlıkta ıslık çalanlar. Bu ismin bir hikayesi var mı: “İnsan korktuğunda, bilinmezin içinde ya da yalnız kaldığında farkında olmadan ıslık çalmaya başlar; amacımız aslında yalnız olmadığımızı hissetmek, o karanlığı ve korkuyu kendi sesimizle bastırmaktır. Filmdeki karakterler de tam olarak bunu yapıyor. Her biri kendi hayatındaki belirsizliklerin, ekonomik ve duygusal sıkışmışlığın ortasında ayakta kalmaya, buradayım demeye çalışıyor. Dolayısıyla Karanlıkta Islık Çalanlar, tekinsiz ve belirsiz bir dünyada hem cesaretini korumaya çalışan hem de korkusunu bastırmak için kendi sesine tutunan insanların hikayesini özetleyen metaforik bir isim oldu.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Genç Sanat yarışmasında 980 bin lira ödül dağıtacak
1
Ankara’da tren raylarına atlayan doktor yaşamını yitirdi
56 kez okundu
2
Ankara’da 40 yıllık plak tutkusu
50 kez okundu
3
Miçotakis’ten Türkiye’ye olay gönderme: Ankara bizimle iyi geçinmeli
48 kez okundu
4
DEVA’dan Tasarruf Eleştirisi: ‘484 Milyar Faiz Artışını Karşılamıyor’
47 kez okundu
5
Sivrihisar’da kontrolden çıkan otomobil yan yattı: 1 yaralı
46 kez okundu