48,8511$%0,05
55,6888€%0,12
64,7712£%0,20
6.689,14%-0,61
10.925,00%-0,87
43.560,00%-0,87
%
4082380฿%-2.59805
129479Ξ%-3.00089
48.84$%0.04949
16:10
(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, “Sorun bellidir, çözüm de bellidir. Ancak öyle bir ana sorun var ki o çözüldüğünde bütün sorunlar zaten kendiliğinden çözülecektir: AKP iktidarı, saray rejimi ve Mehmet Şimşek’in enflasyon hikayesinin yarattığı travma ortadan kalktığında bu ülkede her şey normalleşecektir” dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Orman Kanunu’nun delik deşik edildiğini ifade eden Sarıbal, şunları söyledi: “Eğer biz çeşitli gerekçelerle ormanlarımızı sanayi, ticaret, turizm, maden, konut ve benzeri sektörlere kurban edersek, oralara tahsis edersek gelecekte iklim değişikliğinin daha da büyüyeceğini; başta ülkemiz olmak üzere dünyayı ciddi kaotik süreçlere ve krizlere sokacağını çok net bir şekilde biliyoruz. Peki bunu yapıyor muyuz? Bir tarafta Orman Genel Müdürlüğü orman varlığımızın arttığını söylüyor, öbür taraftan ise sürekli kanunlarda yeni değişiklikler yapılarak Orman Kanunu delik deşik ediliyor.Tarih: 2018. Bugüne kadar ne kadar olmuş? Toplam 96 bin dönüm orman alanı bu kanun ve bu ek madde gerekçesiyle orman vasfından çıkarılmış. Çıkarılabilir; bazı zamanlarda çıkarılabilir. Örneğin Bursa Gemlik’te ve Türkiye’nin birçok yerinde yıllardır zeytinlik alan olarak ormanın içinde görünen, 1939 kadastrosunda ya da 70’li, 80’li yılların kadastrolarında yer alan alanlar gibi… Kadastro bilgilerine dayanarak ne için çıkarıldığı belli olan, daha açık, daha şeffaf ve gerekçeleri ortaya konmuş bir sebeple bunun yapılmış olması açıklanmalı. Kaldı ki Orman Kanunu çok açıktır: Orman alanları daraltılamaz. Peki iktidar ne yaptı? ‘Orman alanları daraltılamaz’ anlayışını yıkmak için dedi ki: ‘Ben orman alanlarını bu kararnamelerle açarım ama iki katı kadar da yeni orman alanı açarım. Nasıl? Hazineye veya maliyeye ait ya da kamuya ait diğer arazileri kişilere, özele veya başka yapılara vererek iki katı orman alanı açarım.'”ORMAN YOKSA SU YOKTUR, YAŞAM YOKTUR” Siz 96 bin dönüm orman alanını başka amaçla çıkarıyorsanız, onun karşılığında 180 bin dönüm orman alanı ortaya çıkarmanız lazım. Kaldı ki sadece ektiğiniz ağaç üzerinden orman oluşturmuş sayılmazsınız. Neyle sayılabilirsiniz? Ektiğiniz ağaç sayısı değil, onun sürdürülebilirliğidir önemli olan. Bugün yok saydığınız, devrettiğiniz ormanlar 200 yıllık, 300 yıllık, 500 yıllık, 150 yıllık birikimlerdir; bir ekosistem olabilmesi için yüzyıllara ihtiyaç vardır. Siz bugün bir ağaç dikerek yarın orman yapmıyorsunuz. Yol kenarlarına, köprü ve refüj etraflarına diktiğiniz ağaçlarla orman olmaz; onlar elbette peyzaj olur. Ağaç ağaçtır, elbette kıymetlidir ve değerlidir. Ama orman dediğiniz şey bir ekosistemdir. Mikroorganizmaların, yaban hayatının, iklimin, insan yaşamının, su kaynaklarının, bütünüyle doğadaki tüm canlı varlıkların, karbon salımının ve buna bağlı olarak yutak alanların temelidir orman. Orman yoksa hayat yoktur. Orman yoksa su yoktur, yaşam yoktur. Orman; su, toprak ve yaşam demektir.”ORMAN ÇİFTÇİSİNE SAHİP ÇIKMAK LAZIM” O yüzden ormanı, suyu ve toprağı yaşatmak için bunları korumak ve gelecek nesillere bırakmak gerekir. Son olarak bu konuyla ilgili şunu söyleyeyim: Bugün ormanların içi yağmalanıyor. Öylesine kötü bir kıyım var ki… Keçiyi çıkardılar ormandan, köylüyü çıkardılar, çobanı çıkardılar. Kimi koydular? Müteahhitleri… Kimi koydular? Madencileri… Kimi koydular? GES’leri, HES’leri… Yani ormanı yok etmek için enerji, sanayi ve maden meselelerini gerekçe göstererek bu sorunları olduğu yerde çözmek yerine; ormanı yağmalamanın, talan etmenin ve kısmi izinler vermenin bir parçası haline geldiler. O yüzden bütün halkımıza iş düşmektedir. 86 milyon insanın gelecekte bu topraklarda iyi bir ekosisteme, iyi bir yaşama ve temiz bir havaya sahip olabilmesi için ormanlarımıza istisnasız herkesin sahip çıkması lazım. Orman köylüsüne sahip çıkmak lazım; koyununa, keçisine sahip çıkmak lazım. Elbette orman çiftçisine de sahip çıkmak lazım.”İktidarın tarım politikalarını eleştiren Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarımda hem desteklemeler hem fiyatlandırmalar hem de alım fiyatları üzerinden asla tek fiyatla yol yürünemez. Yürününce varılan yer zaten bataklıktır. Nedir o bataklık? Çiftçinin borçlanma miktarıdır. Çiftçi tarihin en büyük borç yüküyle karşı karşıyadır. Çiftçinin sadece tarımsal kaynaklı kredi borcu 1,5 trilyon liranın üzerindedir. Tekrar söylüyorum: Sadece tarımsal kaynaklı borcu… Peki bugün geldiğimiz noktada durum nedir? Bugün neredeyse kilogramı 40 liraya mal olmuş bir ayçiçeği meselesinden bahsediyoruz. Sadece maliyet de değil; bu insan yaşamayacak mı? Bu insanın yaşam maliyeti yok mu? Elektrik, su, doğal gaz, sağlık, gıda… Bu insanların yaşamı sadece üretim maliyetinden mi ibarettir? Değildir. Sadece maliyet değil, çiftçinin de insanca yaşayacağı bir gelire sahip olması gerekir ki sürekli üretebilsin.Birçok üründe söyledim, ayçiçeğinde de açıkça söylüyorum: Bu topraklarda 10 milyon dönüm arazi rahatlıkla ekilebiliyor. Geçmişte çok daha düşük seviyelerdeyken —1 milyon tonlar seviyesinden— 1,6 milyon, 2,2 milyon tonlara, yani 2 milyon ton civarına kadar çıktık. Bu da önemli ve kıymetli bir başarıdır. Ama bunun sürdürülebilirliği için mutlaka doğru bir planlama ve doğru bir destekleme yapmak gerekir. Trakya Birlik, yüzde 44 yağ oranına sahip ayçiçeği için 37 lira fiyat açıkladı. Geçen sene 33 liraydı. Artış ne kadar? yüzde 12,1… Aynı şekilde Çukobirlik 37,5 lira; Konya Şeker ise 36,5 lira ile 37,5 lira arasında bir fiyat açıkladı. Açıklanan en yüksek artış yüzde 16, en düşük ise yüzde 11-12 seviyesinde.Peki soruyorum: Mazot yüzde kaç arttı? Bugünkü fiyatlarla yüzde 60’ın üzerinde. Normalde yüzde 80’e vardı; yüzde 85’e, yüzde 90’a kadar çıktı. Geçen sene 53-54 lira olan mazot bugün 92-93 lira. Bir maliyet artışı var mı? Var. Yüzde 65-70 mi? Her gün değişiyor, yüzde 90’lara kadar da çıktı; değişken bir piyasa. Gübre ortalama yüzde 60 oranında arttı. İşçilik ve diğer girdiler, yani petrole dayalı olan her şey arttı. Peki neden çiftçinin ayçiçeğinde fiyat artışı yüzde 12 seviyesinde tutuluyor? Neden? İktidar ‘Destekleme var’ diyecektir. Var ama toplam destekleme miktarı ne yazık ki kilogram başına 2 lira civarında. Bu, kabul edilebilir bir fiyat değildir. Aslında bu bir dekar desteği gibi görünse de kilogram başına düşen tutar girdileri karşılamamakta ve çiftçinin talep ettiği destekleme miktarı sağlanmamaktadır.””DESTEKLEMELER 5 YILLIK PLANLAMA DAHİLİNDE YAPILMALI” Sarıbal, ayçiçeği meselesiyle ilgili çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Hasat başlamadan önce bölgesel çeşitliliğe ve yağ oranına göre fiyat açıklanmalıdır. Bu fiyat bir tavsiye fiyatı değil, taban fiyat olmalı; sadece kamu kurumları için değil, özel sektör için de uygulanması zorunlu bir mekanizmaya dönüştürülmelidir. Primler, yani ek destekler ekimden önce açıklanmalı; mazot, gübre ve tohum gibi temel girdiler açık bir şekilde desteklenmelidir. İthalat, yerli üretim mekanizmasını ne miktar ne de fiyat olarak olumsuz etkilemelidir. Ancak yerli üretimin ihtiyacı ve ihracatı karşılayamadığı durumlarda, stok durumuna göre ithalat kademeli olarak devreye sokulmalıdır. Gümrük tarife pozisyonlarında değişiklik yapılarak belirli ülkelere sağlanan imtiyazlar artık kaldırılmalıdır. İmtiyaz tanınan ülkelerde kendi ihtiyaçlarını bile karşılayacak üretim yokken, kendi üretimlerinin beş katı kadar ürün o ülkeler üzerinden buraya ithal ediliyor. İthalatçılar o ülkelere gidip başka ülkelerden ürün transfer ediyor ve gümrüksüz ya da düşük gümrükle ülkeye sokuyorlar. Bunu Ticaret Bakanlığı da gümrük yetkilileri de hükümet de biliyor ama tedbir alınmıyor. Desteklemeler 5 yıllık planlama dahilinde yapılmalıdır. Çiftçi 5 yıl içerisinde kendisine ne ödeneceğini bilmeli ve geleceğini buna göre öngörebilmelidir. Kooperatiflerin ve birliklerin olanakları artırılmalı, ucuz kredi sağlanmalı, lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalı ve ürünlerin bu depolarda sağlıklı bir şekilde korunması sağlanmalıdır. Tohumdan son aşamaya kadar olan fiyatlar ve kar marjları; çiftçinin bir insan olduğu, bir ailesi, bir yaşamı olduğu unutulmadan, temel ihtiyaçlarını karşılayacak adil bir kar marjıyla belirlenmelidir. Ancak bu yıl ne yazık ki kar marjını bırakın, fiyatların maliyetlerin çok altında kaldığını açıkça söylemek zorundayız. Kısacası ayçiçeğinde ithalat değil, yerli üretim desteklenmelidir.””SULAMA SUYU VE ELEKTRİK MALİYETLERİ DÜŞÜRÜLMELİDİR” Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) piyasada fiyatlar biraz yükseldiğinde ithalat yoluyla fiyatları baskılama ve terbiye etme noktasına geldiğini ifade eden Sarıbal, şunları söyledi: “Belirli bir takvim hayata geçirilmelidir. Bu takvim, üretim aşamasını olumsuz etkileyecek zamanlamalardan kaçınmalıdır. Dış ticaret kararları önceden alınmalı ve şeffaf biçimde duyurulmalıdır. Az önce ayçiçeğinde belirttiğim gümrük vergisi ve benzeri uygulamalar, ne yazık ki çeltik ve pirinçte de aynen sürdürülmektedir. Hasat öncesinde ve sonrasında yapılan ithalata dönük açıklamalar, çiftçiyi hem üretim hem de hasat aşamasında zor durumda bırakmaktadır. Bir diğer unsur ise şudur: Sulama suyu ve elektrik maliyetleri düşürülmelidir. Su kısıtı olan havzalarda lazerli arazi tesfiyesi, damlama sulama ve benzeri destekler artırılmalıdır. En önemlisi de AR-GE çalışmaları aktif hale getirilerek küresel ısınma ve iklim değişikliği şartlarına uygun, kuraklığa dayanıklı ayçiçeği ve çeltik çeşitleri üzerine mutlaka çalışılmalıdır.”ÜRETİCİ, ÜRÜNÜNÜ HENÜZ YAŞKEN YA DA ACELEYLE SATMAYA ZORLANMAMALIDIR” Ayrıca kurutma tesisleri, lisanslı depoculuk ve ürün senedi altyapısı üretici kooperatifleri eliyle yaygınlaştırılmalıdır. Üretici, ürününü henüz yaşken ya da aceleyle satmaya zorlanmamalıdır. Bütün bu önerilerimiz, söz konusu ürüne dayalı sorunları rahatlıkla çözecektir. Sorun bellidir, çözüm de bellidir. Ancak öyle bir ana sorun var ki o çözüldüğünde bütün sorunlar zaten kendiliğinden çözülecektir: AKP iktidarı, saray rejimi ve Mehmet Şimşek’in enflasyon hikayesinin yarattığı travma ortadan kalktığında bu ülkede her şey normalleşecektir. Bizler güneşimizden, suyumuzdan, toprağımızdan ve üreticimizden yana yeni bir hikayeyi, yeni bir yaşamı ve yeni bir üretim anlayışını bu topraklarda onurluca, kardeşçe ve barış içinde hep birlikte inşa edeceğiz.”
Ağrı’da tütün bağımlılığına karşı “bisikletli” kampanya
1
Siirt Vakfı Anadolu Yakası Şubesi’nden CHP Genel Merkezi’ne Anlamlı Ziyaret
67748 kez okundu
2
Çocuklar, COP31 farkındalık etkinliğinde hasat ettikleri ürünleri pazarda satışa sundu
236 kez okundu
3
Kayseri’de iki grup arasında bıçaklı kavga: 1 yaralı
162 kez okundu
4
Doktor, acil servis duvarından atlayarak yaralı motosiklet sürücüsüne müdahale etti
139 kez okundu
5
Uşak’ta meşelik alanda çıkan yangın kontrol altına alındı
133 kez okundu