DOLAR

49,6000$%0,08

EURO

55,6805€%-0,10

STERLİN

66,4844£%0,20

GRAM ALTIN

6.570,32%-0,05

ÇEYREK ALTIN

10.753,00%-0,08

TAM ALTIN

42.860,00%-0,12

BİST100

%

BİTCOİN

฿%

ETHEREUM

Ξ%

TETHER

$%

Güneş Vakti a 12:38
Ankara AÇIK 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Tcg Haber
  • Gündem
  • Kent yaşamında afet riskleri: Habertürk’e konuşan uzmanlardan kritik uyarılar: “Güvenli yapılaşma, doğru planlama”

Kent yaşamında afet riskleri: Habertürk’e konuşan uzmanlardan kritik uyarılar: “Güvenli yapılaşma, doğru planlama”

İstanbul’da yaşanan sel felaketi, iklim değişikliği ve aşırı hava olaylarıyla birlikte kentlerin afetlere karşı ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi. Depremden sele, aşırı hava olaylarından ekolojik dengenin bozulmasına kadar pek çok risk, kentlerin geleceğini ve yaşam alanlarının güvenliğini doğrudan etkiliyor. Artan afet riski karşısında daha dayanıklı ve sürdürülebilir kentlerin nasıl oluşturulacağı ise önem kazanıyor. Habertürk, kentleri tehdit eden riskleri, afetlerin toplumsal etkilerini ve daha güvenli yaşam alanları oluşturmak için atılması gereken adımları uzmanlara sordu. Habertürk’ten Burak Avşar’ın haberi..

Yazıyı Paylaş

İklim değişikliği, depremler, seller ve aşırı hava olayları, kent yaşamının karşı karşıya olduğu riskleri giderek daha görünür hale getiriyor. İstanbul’da yaşanan son sel felaketi, kentlerin afetlere karşı korunması ve yaşam alanlarının güvenliği konusunu yeniden gündeme taşıdı. Artan afet riskleri, kentlerin fiziksel dayanıklılığından ekolojik dengelerin korunmasına, yapılaşmadan yaşam alanlarının güvenliğine kadar pek çok konuyu yeniden tartışmaya açıyor. İklim kaynaklı tehditlerin arttığı günümüzde, İstanbul başta olmak üzere kent yaşamının sürdürülebilirliği ve geleceğin kentlerinin nasıl şekilleneceği önem kazanıyor. Habertürk, kent yaşamının karşı karşıya olduğu riskleri, afetlerin toplumsal etkilerini ve daha güvenli kentlerin oluşturulması için atılması gereken adımları Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Prof. Dr. Burak Hamza Eryiğit’e sordu. REKLAM “KISA SÜREDE DÜŞEN YAĞIŞLARIN MİKTARI ARTTI” Yaşanan sel felaketine ilişkin Tekeli, “İstanbul’da yaşanan son sel felaketi üzerinden değerlendirdiğimizde, iklim değişikliğine bağlı olarak afetlerin şiddetli bir şekilde arttığını görüyoruz. Çünkü kısa sürede düşen yağış miktarı yükseldi ve felaketler bundan doğdu. Üstelik bu afetlerin ne zaman ve ne şiddette gerçekleşeceğini öngörmek de güçleşti. Bu sorunu bütün dünya yaşıyor. Ülkeler bu krizden kimisi daha çok kimisi daha az olmak üzere payını alıyor.” dedi. “PLANLAMA HERKESE EŞİT UYGULANMALI” Tekeli, “Aslında temel sorunumuz yanlış yapılaşma. Binaların ve tesislerin sel güzergâhı üzerine kurulması riski katbekat artırıyor. Yapılaşma yerinin yanlış olmasına bağlı olarak bu acı sonuçlarla karşılaşıyoruz. İklim değişikliğine bağlı krizler aynı olmadığı gibi zaman içinde değişiyor. Çözüm ise iklim değişikliğinin ürettiği şartlara göre şekillenmek zorunda. Bu nedenle planlama anlayışı hayati önemini koruduğu gibi herkese eşit bir şekilde uygulanmalı. Örneğin, gelecekte kente düşecek su miktarına uygun kanalizasyon ve altyapı genişletme çalışmalarına ihtiyaç var ve bu yönde adımlar atılıyor.” diye konuştu. REKLAM KARBON EMİSYONLARININ AZALTILMASINDA YENİLENEBİLİR ENERJİNİN ROLÜ Tekeli, “Bugün insan etkisinin doğanın işleyişine baskın geldiği antropojenik bir dönemde yaşıyoruz. Bu etkiyi dengelemek ve karbon salınımını (kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtları) düşürmek için küresel düzeyde yoğun çalışmalar yürütülüyor. Karbon emisyonlarının azaltılmasını odağına alan Paris Anlaşması da bu amaçla uygulanıyor ve 2050 yılına kadar “net sıfır” emisyona ulaşılması umuluyor. Ama sonuç alınamıyor. Hidrolik, güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir kaynakların payının artması, karbon emisyonlarının düşürülmesinde en kritik rolü oynamaktadır. Yenilenebilir enerji kullanımı yaygınlaşıp karbon emisyonları azaldığında küresel ısınma yavaşlar. Küresel ısınmanın yavaşlaması da kuraklık, aşırı sıcaklar, seller ve şiddetli fırtınalar gibi iklim kaynaklı doğal afetlerin sıklığını ve şiddetini zamanla azaltacaktır.” açıklamasında bulundu. REKLAM “MEKANSAL PLANLARIN NE KADAR ETKİLİ YAPILDIĞI TARTIŞILMALI” Eryiğit ise “Mekansal planların ne kadar etkili ve etkin yapıldığı da tartışılmalıdır.” dedi. Eryiğit, “Aslında İstanbul yüzölçümü 5462 km karedir. Yerleşim alanları toplam alanın yüzde 27’si civarına tekabül etmektedir. Yeşil alanlar yaklaşık yüzde 43’e tekabül etmektedir. Sulak alanlar yüzde 2,5 e tekabül etmektedir. Tarım alanları yüzde 17’sine denk gelmektedir. Bu oranlar da göstermektedir ki İstanbul’da hali hazırda yüzde 10’a yakın imara açılarak kullanılabilecek bir alana işaret etmektedir. Eğer zamanında bu yüzde 10’luk kısım yani 540 km karelik alan yerleşim açısından doğru planlanmış ve faal şekilde kullanılıyor olsaydı gündüz nüfusu ile 20 milyon olan İstanbul; 1.300 km kare beton havzaya sıkıştırılmamış olacaktı. Böylece 2.000 km karelik alana yayılan nüfusun sıkılaştırılmış beton stresini yayması sayesinde suyun emilimi daha da kolaylaştığı gibi kentin doğu batı ekseninde sahil bölgelerinde yoğunlaşmış kısımlarında yer alan dere yatakları başta olmak üzere diğer sulak alanların tehdit riski azaltılabilmiş olacaktı. Ayrıca bu sayede başta deprem olmak üzere diğer beşeri ve doğal afetlere karşı da imari sıkışıklığı dağıtılmış olan metropolün stres yükü hafifletildiği gibi ekonomik olarak da insanların yerleşim maliyetlerinin düşürülmesi de sağlanmış olabilirdi.” diye konuştu. REKLAM “KÜRESEL REKABET ÇEVRESEL FELAKETLERİ ORTAYA ÇIKARDI” Eryiğit, “Tarım toplumundan günümüze dünyamızda ortalama sıcaklık artışının 1,1 C’ye ve küresel sera gazı emisyonlarının 59 milyar ton CO2 ye (karbondioksit) miktarına ulaştığını göstermektedir. Bu kirlenmenin temelinde küresel düzlemde ülkeler ve ülke üstü bölgeler arasında ortaya çıkan siyasi, iktisadi, askeri, teknolojik rekabet olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu rekabetin ortaya çıkardığı çevresel felaketleri azaltabilmek adına 1972 yılında Stockholm de başlayan ve devletlere esaslı sorumluluklar yükleyen politikalar kendisinden beklenilen sonuçları vermediği için 1987’de sürdürülebilir kalkınmayı önceleyen Brundtland Raporu ve akabinde 1992’de Rio Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı gerçekleştirildi. Bu konferans ile sadece devletlere değil, özel sektör ile sivil topluma da önemli misyon yüklenerek çevre yönetişiminin önü açılmaya çalışıldı. 1997’de Kyoto Protokolü ile sera gazlarının azaltımına ilişkin bağlayıcı hedefler, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması ile küresel ısınmanın azaltımına ilişkin önemli bir vizyon belgesi olarak ön plana çıktı.” dedi. Fotoğraflar: İHA REKLAM

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bitlis’in Hizan yaylalarında karakovan hasadı başladı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.