49,4120$%0,04
55,5565€%0,73
65,6840£%0,74
6.595,14%1,14
10.775,00%0,85
42.962,00%0,86
%
฿%
Ξ%
$%
12:39
ALİ OSMAN KAYA / ŞADUMAN TÜRKAY – İstanbul kara surlarının günümüzde geçişe açık kapılarından biri olan Mevlana Kapı, Doğu Roma dönemindeki Rhesium Kapısı’ndan Osmanlı’nın Bab-ı Cedid’ine, ardından Mevlevihane Kapısı’na ve bugünkü adına uzanan yaklaşık 1600 yıllık geçmişiyle kentin değişen dönemlerine tanıklık ediyor.Anadolu Ajansının (AA) “Şehrin Tarihine Açılan Kapılar” başlıklı dosya haberinin onuncu bölümünde, İstanbul kara surları üzerinde bulunan ve farklı dönemlerde değişen isimlerinin yanı sıra ulaşım, savunma ve ticaret açısından da önemli işlevler üstlenen Mevlana Kapı’nın hikayesi ele alındı.Doğu Roma döneminde “Rhesium” ya da “Rhegion” adıyla anılan kapı, 5. yüzyılda inşa edilen Theodosius Surları’nın önemli geçiş noktalarından biri oldu. Osmanlı döneminde “Yenikapı” veya “Bab-ı Cedid” olarak anılan kapının dışındaki alanda 1597’de Yenikapı Mevlevihanesi kuruldu. Kapı da zamanla “Bab-ı Mevlevihane”, “Mevlevihane Kapısı” ve “Mevlevihane Yenikapısı” isimleriyle anıldı. Mevlevihane başlangıçta adını Yenikapı’dan alırken zamanla bu kez kapının adı dergahla özdeşleşti ve “Mevlevihane Kapısı” olarak kullanıldı. Bu isim daha sonraki dönemde halkın kullanımında değişerek günümüzde geçişe açık olan “Mevlana Kapı” halini aldı.Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı, AA muhabirine, Mevlana Kapı’nın Doğu Roma döneminde “Rhegion Kapısı” adıyla bilindiğini söyledi. Kapının o dönemde şehrin ana geçiş noktalarından biri olduğunu belirten Saygılı, yapının sur dışındaki yerleşimlerle ulaşımın sağlanmasında önemli rol üstlendiğini anlattı.Saygılı, kapının 5. yüzyılda geçirdiği onarımlara ilişkin şunları söyledi: “Burası büyük bir kapı normalde. Özellikle 5. yüzyılda Theodosius döneminde Balkanlar’dan Hunlar hızlıca gelirken büyük bir deprem oluyor ve şehir kapısı yıkılıyor. Bunun üzerine bir an önce yapmak istiyorlar kapıyı ve 60 gün içerisinde kapıyı tamamladıktan sonra bu da enteresandır, pagan döneme ait olan bir gönderme yaparak İmparator Theodosius döneminde Vali Konstantin tarafından bu kapı 60 günde yapıldı, ‘Bu Athena’nın bile yapamayacağı bir iştir’ diye bir nevi mitolojik olarak geçmiş döneme bir gönderme yapılıyor Hristiyan bir imparator döneminde.”Kapının sıradan bir tali geçitten farklı olduğunu dile getiren Saygılı, “O bakımdan o dönemde ana kapılardan bir tanesi burası ve şehrin dışarıyla olan iletişimini, ulaşımını sağlayan büyük kapılardan birisi. Normal tali yan kapılardan farklı olarak buranın önündeki hendeklerden dolayı açılır kapanır bir kapı olduğuna dair elimizde de çeşitli bilgiler günümüze gelmiş durumda. Yani bir hendeğin üzerinde bir kapı açılıyor, iniyor ve öyle tekrardan kalkarak ulaşım sağlanıyor o dönemler.” dedi.Osmanlı döneminde kapının “Bab-ı Cedid”, yani “Yeni Kapı” olarak adlandırıldığını aktaran Saygılı, bu isimle ilgili IV. Murad dönemine atfedilen bir rivayetin de anlatıldığını belirtti.Saygılı, rivayete göre 17. yüzyılda IV. Murad’ın bir kayığa bindiğini, cezalandırmak istediği falcıya şehre hangi kapıdan gireceğini sorduğunu ve “Şehre gireceğim kapının ismini bilirsen seni serbest bırakırım.” dediğini aktardı.Falcının “Kapıdan girince bu kağıdı açın Hünkarım.” diyerek padişaha bir kağıt verdiğini belirten Saygılı, şunları söyledi: “Padişah sırf falcıya ceza vermek için yeni bir kapı açtırıyor ve kapıdan girdikten sonra elindeki kağıdı açıyor. Bir de bakıyor ki kağıtta ‘Yeni kapınız hayırlı olsun Hünkarım’ diye bir yazı var. Bunun üzerine falcıyı affedip, kapının adını ‘Yeni Kapı’ koyuyor. İsminde bir hikaye mevcuttur. Tabii ki bu kapı ismi güzel bir hikaye ama doğru değil.”Kapının bugünkü adına ulaşmasında ise yakınında kurulan Yenikapı Mevlevihanesi’nin belirleyici olduğunu anlatan Saygılı, şöyle devam etti: “Bab-ı Cedid olarak kapının ismi kalırken sonraki dönem Malkoç Mehmet Bey isimli bir Yeniçeri Başhalifesi var. Sefer dönüşü kendi emrindeki Yeniçerilerle tartışıp kavgaya girince canından endişe ediyor. ‘Acaba İstanbul’a kadar ölür müyüm, kalır mıyım?’ derken, Konya üzerinden geçerken, oradaki Mevlana Hazretleri’nin türbesini ziyaret ediyor ve orada bir adak adıyor. ‘Eğer, İstanbul’a sağ salim varırsam bir Mevlevi dergahı kuracağım.’ diyor ve hakikaten de İstanbul’a gelince 1597’de, yani 16. yüzyılın sonunda buraya bir Mevlevi dergahı kuruyor.”Saygılı, kapıyla Mevlevihane arasında zaman içerisinde isim bakımından karşılıklı bir etkileşim oluştuğunu belirterek, “Mevlevihanenin ismi de aslında bu Yeni Kapı’dan geliyor. Yenikapı Mevlevihanesi olarak ismi kalıyor fakat bir yerden sonra isim ve kapı kendi arasında bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Mevlevihane ismini Yeni Kapı’dan alırken, bu sefer kapı ismini Mevlevihane’den alıyor ve kapının ismi Mevlevihane Kapısı oluyor bir yerden sonra. Uzun dönem sonrasında bu Mevlevihane Kapısı halkın elinde yumuşuyor yumuşuyor ve Mevlana Kapı haline dönüşüyor. O yüzden de günümüzde biz buraya Mevlana Kapı diyoruz.” dedi.Kapıda Roma ve Doğu Roma dönemlerinden kalma devşirme yapı malzemeleriyle yazıtların bugün de görülebildiğini belirten Saygılı, bölgenin farklı dönemlerde mezarlık alanlarıyla da çevrelendiğini anlattı.Saygılı, Osmanlı döneminde Yenikapı Mevlevihanesi’nin “Hamuşan” olarak adlandırılan mezarlık bölümüne giden yolun da bu kapıdan geçtiğini ifade ederek, dergahın bahçe ve bostan gibi bölümlerine ulaşımın da kapı üzerinden sağlandığını söyledi.Mevlana Kapı’nın Osmanlı döneminde ticari açıdan da işlev üstlendiğini belirten Saygılı, İstanbul’a getirilen ürünlerin surlardaki her kapıdan gelişigüzel geçirilmediğini, bazı kapıların belirli ürünlerin şehre girişine tahsis edildiğini anlattı.Saygılı, Mevlana Kapı’nın özellikle Topkapı’yla birlikte tahıl ürünlerinin kente taşındığı noktalardan biri olduğunu kaydederek, “Bu kapılar, İstanbul’un un, buğday, darı, hayvan yemi gibi tahılla alakalı kısımların, ticari malzemelerin kabul edildiği kapılar. Osmanlı döneminde bu kapılar bir gümrük müşavirliği gibi belirli kapılar belirli ürünlere tahsis edilmiş durumda.” diye konuştu.Mevlana Kapı’nın geçmişten kalan malzeme ve yazıtların görülebildiği kara surları kapılarından olduğunu vurgulayan Saygılı, yapının bugün de kullanılmaya devam ettiğine dikkati çekti.
İstanbul’daki selde mucize kurtuluş! Araçtan atlayıp ağaçlara tutundu
1
Çocuklar, COP31 farkındalık etkinliğinde hasat ettikleri ürünleri pazarda satışa sundu
255 kez okundu
2
Erkan İşeri’den Aşiret Reislerine Çağrı: “Güvenlik Korucularının Özlük Hakları Verilmeli”
192 kez okundu
3
Bakan Gürlek’ten Şık hakkında suç duyurusu
179 kez okundu
4
New York’taki zirvede karar alındı! TSK, Irak’taki o yerleşkeden çekiliyor
154 kez okundu
5
Uşak’ta meşelik alanda çıkan yangın kontrol altına alındı
152 kez okundu